SAFRANŞEHRİ'NDEN YAZIYORUM

12 EYLÜL ÇİLESİ BEYAZPERDEDE

Adeta bir cinnet halidir 12 Eylül 1980 öncesi. 1960’lar ile beraber şehirlerde, sokaklarda hatta aynı evin içinde birbirine düşman kardeşler meydana getirildi. Büyük dramlar, acılar, kaybedilmiş binlerce hayat; aklımızın alamayacağı kadar onurlu ve cesur gençleri içinde barındırıyor. Dik ve haysiyetli bir yaşamı kendilerine düstur edinen bu gençleri hala unutmuyoruz. Şiirlere, destanlara, marşlara konu olmuş dev isimlerdir onlar. İmamoğlu, Önkuzu, Pehlivanoğlu saf saf olmuş melekler, cennetindeler inşallah Allah’ın…

12 Eylül öncesi ve sonrasında dile kolay gelen, ancak katlanılması imkansız yüzlerce acılar yaşandı günler boyu. Kahpelerin yaptıkları zulümler değildi Türk milliyetçilerini üzen, sevdiklerine son bir veda dahi edemeden ayrılmaktı sadece!

Evet, Türk milliyetçileri ve ülkücü hareket mensupları bugüne kadar çektikleri hiçbir acıyı geniş kitlelere anlatamadılar. Darbenin üzerlerinden silindir gibi geçtiğinden midir nedir; ülkücüler edebiyatta, müzikte özellikle de sinemada kültürel bir iletişim kanalını verimli bir şekilde kullanamadı. Türk solu kültürel ve sanatsal yapımlarda doygunluğa ulaştığı için ülkücülerin nasıl bir acısı olduğunu pek bilmez. O nedenle ülkücüler TV veya sinemada kendilerini en ufak bir şekilde ifade eden yapımların üzerine hemen atladı yıllarca. Art niyetli bazı yapımcıların elinde ise malzeme oldular sadece; Kurtlar Vadisi dizileri gibi… Tıpkı 1950 ve 60’ların Türk sinemasındaki kötü imam ve dinî motifler sergileyen filmlerde olduğu gibi, 1980 sonrası Türk sinemasında da ülkücüler sarkık bıyıklı mafyatik bir kötü imajla tasvir edildi. Bu nedenledir ki darağacına giderken dahi abdestinden ve ahlakından taviz vermeyen ülkücünün yalnızca bir hatırası kaldı sevdiklerinin yüreğinde…

Bugüne kadar Kurtlar Vadisi tarzındaki yapımlarla Türk milliyetçisinden nemalanan yapımların galiba artık sonuna geldik. Çünkü ülkücünün de acısı, sevinci, aşkı ve canını vermeye hazır bir davası olduğunu anlatan yapımlara dikkat çekmenin zamanı geldi. Belki emekleme evresinde olacak bu yapımların zayıf yönleri olması ihtimali de yüksektir. Ancak ben ilklere olması gerektiğinden daha fazla şans vermeye alışkınımdır.

kafes

Kafes filminden bir sahne

Kafes filminden bahsediyorum elbette… Geçtiğimiz yıl ve aylarda Başbakan’ın bir konuşmasında ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunu ağlayarak okumasıyla ülke gündemine gelen ülkücü şehit bu sefer bir filme konu oldu.

Peki, Mustafa Pelivanoğlu’nun mektubu mu? Aşağıda paylaştığım mektubu okuyup filmi izlemek yararlı olur diye düşünüyorum. İlk okuduğumda beni de allak bullak eden bu mektubun ülkü denen davayı kendi şahsi ihtiraslarına kurban eden kişilere ders olması ümidiyle…

pehlivanoğlu

Mustafa Pehlivanoğlu’nun el yazısı ile son mesajı ve fotoğrafı

Mustafa Pehlivanoğlu’nun İdamından Önce Annesine ve Babasına Yazdığı Mektup


Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkınızı helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah’ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah’ın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah’tan bulsunlar. Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa’lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah’a inananlarındır.

Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkım varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin.

Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allah’ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.

Oğlunuz Mustafa

7 Ekim 1980

kafes afiş
Daha filmi izlemedim. 2 Ekim’de Safranbolu Boss Sinemaları’nda da gösterime girecek olan filmin Safranbolu izleyicisiyle buluşmasını sağlayan Ziya ve Hüseyin Yalçın’a teşekkür ederim. İzledikten sonra bir yazı daha kaleme almayı ümit ediyorum.

Ankara Gölbaşı’nda çekilen filmin yapımcılığını Bülent Aydoğan, yönetmenliğini ise Mahmut Kaptan yaptı. Başrollerini ise İsmail Hacıoğlu, Şefik Onat ve Nilay Duru paylaşıyor. İyi seyirler…

Yorum yapmak ister misiniz ?

1.884 defa okundu