SAFRANŞEHRİ'NDEN YAZIYORUM

TÜRKİYE’NİN İLK AĞIR SANAYİ KENTİ KARABÜK*

Mehmet KÜTÜKÇÜOĞLU

cropped-526813_648049065224743_1680170580_n.jpg

Karabük’ün, uzun yıllar süren hareketsizliği Bahaddin Gazi masalında ifade edilmiş; ancak beddualı büyüyememe hikâyesine, 3 Nisan 1937’de demir çelik fabrikalarının Karabük mıntıkasına kurulacak olması son vermiştir. Ulusal basında ‘‘devlet kuşu Safranbolu mıntıkasına konmuştur’’  gibi yorumlar, asırlardır süren bu kötü talihin Karabük için bitişinin haberiydi.

1829 sonrasında, ilk defa Doğu dergisinde yayımlanan Uzun Mehmed’in kömürü bulma hikâyesi ile Zonguldak, esaslı bir yerleşim halini almaya başlamıştır. Kim derdi ki 110 yıl aradan sonra kömürün modern çağdaki partneri demirin Karabük’ü kuracağını. Çünkü kömür madenine yakınlık demir-çelik fabrikalarının Karabük’e kurulmasını sağlamıştır.

Zonguldak havzasının tarihi, 1940 yılına gelindiğinde kömür madenlerinin millileştirilmesi ve ilk ağır sanayi kenti Karabük ile çok farklı bir boyuta geçmiştir. Ortak bir kuruluş kaderini yaşayan bu iki mıntıka, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin enerjisi, emeği, gücü olmuştur. Öyle ki İstiklal Harbi’ndeki mücadeleci gazilerimiz ve şehitlerimiz nasıl Türkiye Cumhuriyeti’nin asli kurucuları ise, ekonomik bağımsızlığımızın sembolü kömür madeni ve demir-çelik fabrikaları işçileri de ülkemizin ikinci kurucularıdır. Ülkemizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresinde dediği gibi: ‘‘Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa, kazanılacak başarılar yaşayamaz ve sürekli olamaz”

Fabrikalar kuruluyor…

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, büyük bir iktisadi hamle olarak her daim plan dâhilinde olan demir-çelik fabrikalarını kurma işi, ilk ciddi safhaya 1933–34 yıllarındaki Sovyet ve ABD’li uzman ekiplerinin tetkikleri ile girmiştir. Hatta bu döneme denk gelen 1929 dünya ekonomik krizini usta bir dış politika ile yönlendiren bu genç Cumhuriyet idarecilerinin diplomatik başarılarını kayda geçirmek bizim için tarihi bir vazifedir. 10 küsur yıl öncesinde Ordu Başkomutanı Mustafa Kemal, Milli Mücadele’nin Galip hocası 1930’larda ise ekonomi patronu Celal Bayar, fabrikaların yakın takipçisi Başbakan İsmet İnönü ve Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Karabük halkının ismini unutmaması gereken başat idarecilerimizdendir.

karabük kroki

Karabük’e demir-çelik fabrikaları büyük bir araştırma ve raporlar sonucunda kâr-zarar dengesi gözetilerek kurulmuştur. Bunun için ülkenin çeşitli mıntıkaları, hammadde, işçi, nakliyat, enerji, sermaye ve pazar gibi şartları ihtiva eden geniş bir kıstasa tabii tutulmuştur. Ancak II. Dünya Savaşının ayak seslerinin duyulduğu bu dönemde askeri kaygılar ve diğer ekonomik şartlar ön plana alınarak sahilden uzak, geniş bir vadi tabanındaki çeltik tarlası fabrikalar için Aralık 1935 itibarıyla uygun görülmüştür. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a göre de: ‘‘Tesis, düşman ordusunun top menziline düşmeyecek kadar içerlek, piyadenin ulaşamayacağı kadar kuytu, süvarinin dörtnala kalkamayacağı kadar sarp bir yerde kurulmalıdır…’’

karabük 69. alay

İngiltere’nin Brassert şirketine ihale edilen Karabük fabrikaları için, 3 Nisan 1937’de düzenlenen temel atma töreninde Zonguldak Valiliği ve Safranbolu Belediyesince profesyonel bir hazırlık yapılmıştı. Brassert Grubu Müdürü MacKenzie beraberinde Karabük’teki inşaatı idare edecek olan mühendis G. F. Hopkinson ile W. S. Rawlin, J. B. Selway ve Roberts ile 3 Mart 1937’de; Brassert firmasının kurucusu Brassert ile grubun sermayedarlarından E. L. İves ve John Miles ile firmanın genel müdür ve temsilcisi, Karabük’e gelmiştir. Başbakan İsmet İnönü, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, İktisat Bakanı Celal Bayar, İngiltere Sefiri Sir Percy Loraine, geniş bir basın ve milletvekili ekibinin katılımıyla Karabük’te tam bir şölen havası yaşanıyordu. Fabrikaların kurulacağı sahaya gece yarısından itibaren Zonguldak, Kastamonu, Ereğli, Bartın, Devrek ile Safranbolu halkı kafileler halinde ellerinde bayraklarıyla iştirak etmişlerdi.

O yıllarda Safranbolu’nun en ihtiyar adamı olarak ulusal basında haber olan Dabağlar köyü eşrafından Hatib adlı bir köylü ise hastalığı nedeniyle bugüne katılamayışına hayıflanmış ve şunları söylemiştir: ‘‘Çok yaşadım oğul, fakat şu son on, on beş sene içinde o kadar çok değişiklik gördüm ki aklım bazen işlemiyor. Kim derdi ki buralardan yollar geçecek, fabrikalar kurulacak.’’

Karabük Demir-Çelik Fabrikaları’nın kuruluş anlaşmaları ve ilk üretim takvimini geniş arşiv çalışması ve doğru bir şekilde kronolojik olarak şu şekilde özetleyebiliriz:  “Aralık 1933 BSP kapsamında Türkiye’de demir-çelik sanayinin kurulmasına karar verilmesi (yeri daha belli değil); Aralık 1934 Demir-çelik sanayinin Karabük’e kurulmasına karar verilmesi; 23 Kasım 1935 Brassert’in Sümerbank’a KDÇF teklifi; 23 Haziran 1936 Credit Export Guarantee Department ve Sümerbank arasında ilk mutabakatın imzalanması; 29 Eylül 1936 KDÇF Mali Anlaşması; 10 Kasım 1936 İngiltere’den alınan 2,5 milyon sterlinlik kredi anlaşması; 29 Kasım 1936 Türk-İngiliz Comptoir Anlaşması ismi ile imzalanan yarı resmi bir kliring anlaşması; 1 Aralık 1936 Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları Esas Anlaşması; 3 Nisan 1937 KDÇF temelinin atılması; 29 Temmuz 1938 Yedek ve Haddeler Anlaşması; 29 Ekim 1938 İşletme Anlaşması; 10 Eylül 1939 KDÇF’nin ilk demir üretimi (Hatıra dökümü de alınmıştır)”

karabük ilk demir

Ancak bu yazıda kentin yakın mercek yapılması gereken diğer ikinci nokta; işçisi, mühendisi, eğitim, sağlık ve sosyal olanakları ile süratle büyüyen model kent Karabük’tür. Öyle ki tek parti döneminde tartışılan iş mükellefiyeti kanunu, tatil olanakları, kalifiye işçi meselesi, siyasi ortam ile sıfırdan kurulan bir Karabük’ten bahsediyorum.

Karabük kenti kuruluyor…

Anadolu’da Karabük ismi ile birçok yerleşimin olduğunu hesaba kattığımız vakit, Cumhuriyetin modern Türk yerleşimi olarak, Karabük öz vasfını ortaya koymuştur. Bir ülkü kenti olarak mimarisi, şehir planları, hastanesi, yolları ile dönem Türkiye’sinin çok üstünde bir görünüm arz ediyordu. Prof. Gerhard Kessler’in şu Karabük izlenimleri her şeyi ifade ediyordur: ‘‘Karabük’te kendimizin lalettayin seçtiği ve böylece önceden hususi surette hazırlatılmamış olan birçok işçi evlerini ziyaret ettik. Kadınlar Avrupalı gibi giyinmişlerdi. Bize oda ve mutfaklarını iftihar ve memnuniyetle gezdirdiler; gördüğümüz her şey temiz, muntazam ve hatta hemen hemen bütün bahçeler bile iyi bakılmış haldeydi. Karabük’te yırtık elbiseli, pejmürde kıyafetli bir tek ferde dahi rastlamadık. Etrafta çok fazla miktarda çocuk vardı; bütün çocuklar temizdi ve iyi giyinmişlerdi, hepsi de neş’eli ve sıhhatli gözüküyordu – tıpkı bir İngiliz, Alman veya Hollanda bahçeli şehirlerindeki tipik manzara.’’

karabük şehri

Karabük, 1935 yılında 100 civarında nüfusu ile başladığı kent serüvenini süratle ilerletiyordu. 1937’de bir köy mahallesi olan, 1938 sonunda 2500’e, 1940’ta 7000’e yaklaşan nüfusuyla Karabük’ün, 1940’ta Bucak, 1953’te ilçe, 1995’te il olması, devlet aklının, yatırımının ve özverisinin sonucu olduğu tartışma götürmezdir.

Örneğin, II. Dünya Savaşı koşullarında dahi kent ve çevresi hassas korumaya alınmış, fabrikaların askeri ehemmiyeti, Karabük’ü daima el sütüne taşımıştır. Örneğin ekmeğin karne ile dağıtıldığı, un sıkıntısının had safhada olduğu günler, Karabüklü aç kalmamış, işçi verimi ve üretim kalitesi de düşünülerek, tam istihkak uygulanmıştır. Asfaltlı yolları, yeterli sayıdaki doktoru ve sağlık personeli, sanatsal faaliyetleri ve sportif etkinlikler ile Karabük cazibe merkezi halindedir. Tüm bu olanaklar, Prof. Kessler’in dahi ‘‘…İnsanın hakikaten derhal Karabük’e göç edeceği geliyor’’ şeklinde demecine yol açmıştır. Bu Karabük fotoğrafını, II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye hakkında olumsuz rapor hazırlayan 20. Yüzyıl Vakfı’nın görevlendirdiği ABD’li Thornburg’un değerlendirmeleri ile temellendirebiliriz: “…Türkiye’yi doyuran ve öküzle çekilen karasabanla İngilizlerin inşa ettiği muazzam Karabük fabrikası arasındaki gedik çok büyüktür…”

Tüm bu anlatılanlar ezeli ve ebedi birlikteliğin neticesiydi. Safranbolu’nun Zonguldak-Ankara demiryolu üzerinde yer alması, sebze meyve üretimi, 6000 civarındaki nüfusu, işçi temini, kömür madenine yakınlığı ve askeri güvenliği gibi özellikleri onu Karabük’ü kuran bir noktaya taşımıştır. 1960’larda tüm ülkedeki kırsaldan kente göç dalgasında Karabük, Safranbolu nüfusunun boşalmasını engellemiş ve günümüz Safranbolu evlerinin korunmasını sağlamıştır. O nedenledir ki yaptığım son çıkarım “Karabük’ü Safranbolu kurmuştur; Safranbolu’yu da Karabük korumuştur.” şeklindedir. İşte bu lokal dayanışma ülke çapında da fabrikalar kuran fabrika ünvanını Karabük Demir-Çelik Fabrikalarına kazandırmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Karabük üzerinden gerçekleştirilmeye çalıştığı modern yapı, her ne kadar günümüzde oldukça bozulmuş olsa da, bu durum Türkiye’nin ilk ağır sanayi kenti olan Karabük’ün, Genç Cumhuriyet’in gerçekleşmiş ülküsü olduğu hakikatini değiştirmemektedir.

*Bölgenin Sesi Gazetesi’nin 3 Nisan 2013 tarihli Özel 76. Yılında Cumhuriyet Kenti Karabük Dergisinde yayımlanmıştır.

Yorum yapmak ister misiniz ?

3.174 defa okundu