SAFRANŞEHRİ'NDEN YAZIYORUM

BOĞULMAMAK İÇİN

orwell3

Google’a adını yazıp hakkında bulduğunuz yorumlara ihtiyaç duymadan okuyabileceğiniz enfes bir eser: Boğulmamak İçin.

Bazı yazarlar vardır, çok kıymetlidir ama ihmal etmişizdir. Okumaya vakit bulamadığımız için değil de belki zamanı gelmediğindendir. İlk olarak Kitaplar ve Sigaralar isimli kitabını okuduğumda “İşte bu yazar ruh ikizim olmalı!” demiştim. Jean-Jacques Rousseau da kütüphanemden hoş geldin demeyi ihmal etmedi Orwell’a. Derken 1984, Hayvan Çiftliği ve diğer kitapları ardı ardına sıralandı yanına…

İki dünya savaşı arasında, kasabadan kente evrilen iki farklı karaktere sahip bir yerleşimde kurulan ve geleceğe açılan hatıraların romanı; iki ayrı dünya, tıpkı  ölüm kalım gibi. Düştüğümüz gergeften kurtulmaya çalıştığımız nafile bir çaba gibi Boğulmamak İçin.

SAM_0692

George Bowling (romanın başkahramanı) dünyanın ona zorla hediye ettiği çift kişilikli ruh halini, kitabın başından sonuna kadar gelgitleriyle taşıyor. Ancak eserin asıl özelliği, tüm âdemoğlunun “boğulmamak” için ya da “çuvallamamak” adına hayatın tüm alanlarında nasıl mücadele ettiğini ustalıkla sunmasındadır.

Örneğin Türk yazarlardan Nahid Sırrı Örik, Kıskanmak romanında “kıskançlık” olgusunu nasıl her yönüyle aktarıyorsa ya da Oğuz Atay “tutunamayan” kavramıyla nasıl özdeşleştiyse, Orwell da Türkçe’ye yeni çevrilen bu kitabında “boğulmamak” kavramını sadece kendisiyle anılacak kadar başarılı bir şekilde işliyor.

Orwell eserinde, boğulmamak için nasıl çırpındığımızı bireyden başlamak üzere aile, şehir, ülke ve dünya eksenlerinde zaman – mekan tartışmasına girmeye gerek duymadan evrensel bir ustalıkla ve yaşanılan zamanla anıları arasında köprü kurarak ele alıyor.  Anadolu’nun gelişmeye meyilli ufak kasabalarında büyüyenler ve buralardan ayrılıp sonrasında geri dönenler çok iyi bilir, birkaç on yılda kendi şehirlerine nasıl yabancılaştıklarını.

Eylül 2015’te kaybettiğimiz şair Hüseyin Avni Cinozoğlu, eserlerinde veya söyleşilerinde çocukluğu kaybedilmiş bir cennet olarak tasvir ederdi. Ortak bir duygu ikliminin temsilcisi denebilecek bu bakış açısını esas alan Orwell, kahramanı Mr. Bowling özelinde okuyucusunu kaybedilmiş bir çocukluğun hatıralarını barındıran sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitap hakkında bir iki kelam edeyim derken, öğretmenine kitap özeti ödevini yetiştirmeye çalışan ortalama bir öğrenci durumuna düşmek istemem elbette. Kitap her bir oyucunun kendi dünyasında anlamlandıracağı o kadar çok tasvir ve olay örgüsüyle dolu ki sizi bu zevkten nasıl mahrum bırakabilirim?  Ancak şahsi bir iki notu da anlatmadan edemeyeceğim; korkuya gerek yok, kitabın sonunu okuma hakkı sizde saklı kalmak kaydıyla, yazıyorum…

Safranbolu’da yaşayan herhangi bir Türk okuyucusu olarak Orwell’ı ilk okuduğum andan itibaren odamda dinleme cihazı aramaya başladım hemen. Öyle ya,  aklımdan geçen ve özel olarak dillendirdiğim şeylerden bu yazarın her kitabında bu kadar sık bir şekilde bahsedilmesi odamda bir “böcek” olması ihtimalini kuvvetlendiriyordu. Çünkü Ahmedinejad, Esad, Putin, Merkel gibi birkaç dünya lideri hakkında konuşmuşluğum da vardı. Muhtemelen de istihbarat örgütlerinin staj yaptığı bir ülkede, odama böceği koyduran olağan şüpheliler bunlardı. Hâlbuki Lady Diana’nın tartışmalı ölümünden sonra İngilizler hakkında konuşmuyordum da; peki, George Orwell’a beni kim jurnalliyordu?

Bunları nereden mi çıkarıyorum? Mr. Bowling, ilk gençlik yıllarının kasabasının peşindeyken, eski mezarlığın tıka basa dolması sebebiyle yeni mezarlığın kasabanın dışında kurulmasını eleştirerek ciddi bir mesele yapıyor. “Atın gitsin; gözümüz görmesin! Ölümü hatırlamaya dayanamıyoruz” şeklinde yorumlanabilecek bir toplum algısı olarak değerlendirmesini muhakkak benim ajandamın da bir yerlerinde bulabilirsiniz. Zaten mezarlıklar, eski Safranbolu ve köylerinde de yaygın bir Türk-İslam geleneği olarak şehrin veya köylerin hemen girişinde olurdu. Öyle ya, ölümü kesinlikle unutmamalıydık!

Falanca/filanca üzerinden yaptığım siyaset hicvini* de neredeyse aynı şekilde kullanan Orwell, bu defa gerçekten elime düşmüştü. Bir de yaşlılığı buldok köpeği tasviriyle yapıyor ki artık hiçbir bahane onu elimden kurtaramaz. 1990’ların başı çocukluk yıllarımdı, o yıllarda İstanbul Kapalıçarşı girişinde bulunan ihtiyar buldok köpeğini ve benim onun önünden sıklıkla geçtiğimi nereden biliyordun be Orwell! Hatta yıllar sonra buldoku görebileceğim ümidiyle gittiğim Kapalıçarşı’daki hayal kırıklığımı; Mr. Bowling,  çocukluğunda dev cüsseleriyle zihnine kazınan ve bir ömür boyu unutamadığı o balıklar özelinde aynen anlatmayı nasıl da başarmıştı. Tüm bu sorulara cevap bulamayınca ve odamdaki böceği aramaktan tam vazgeçeceğim sırada, siyasi tarih kitaplarım üzerine ağ yapmaya çalışan örümceği buldum neyse ki. Derin bir nefes aldım, zaten boğulmamak için başka çarem de yoktu; teslim oldum.

*http://www.mehmetkutukcuoglu.com/falanca-belediyesi-calisiyor-mehmet-kutukcuoglu/

Mehmet Kütükçüoğlu

12305692_1217097844986526_488196152_n

George Orwell, Boğulmamak İçin (Coming Up For Air) , Can Yayınları, Ekim 2015

Yorum yapmak ister misiniz ?

2.297 defa okundu